Mobbing  ve Taciz ?

 

Yazar: Alison Katz

Çeviren: Didem Arslanbaş

 

Mobbing ve taciz pek çok konuyu kapsayan “çalışma ortamında diğer çalışanlara yönelik kötü davranış” olarak adlandırabileceğimiz son günlerin moda kavramlarıdır. Bu iki kavram kişisel mutsuzluğa, depresyona, kaygıya, hafif ya da ciddi fiziksel rahatsızlıklara yol açabildiği için ilgi isteyen konulardır. Bir kişinin sıkıntı ve kayıp duygusuyla işten ayrılmak zorunda kalması da oluşabilecek başka bir sonuç. Mobbing ve taciz aynı zamanda kurumun çalışması, kişisel ve grup yaratıcılığı, üretkenliği için de olumsuzdur.

 

Mobbing ve tacizin olduğu çalışma ortamlarındaki en önemli uyarıcı korku atmosferinin olmasıdır. Diğer işaretler ise güvensizlik, rekabet, güçlü pozisyonlarda bulunan kişilere aşırı hürmettir.

 

Korkunun en belirgin semptomu insanların düzenli düşünememesinden kaynaklanan tekrarlayan anlamsız jargondur. Onaylanmayı getirecek teknik sözcükler ararlar. Yönetim ile ilgili  bazı jargonlar “kanıt temelli”, “ana yeterlilikler”, “kritik sinerji”, “rekabet avantajı”!

 

Bu korku kendini nasıl belli ediyor? Öncelikle sessizliği ve öfkeyi fark edersiniz, korkuyu insanların yüzlerinde görürsünüz ve konuşmalarının tonunda duyarsınız. Daha sonra öğrenirsiniz ki tüm işler üstleri veya yöneticileri memnun etmeye odaklanmıştır. Böylece işin faydalı, önemli, uygun ya da iyi yapılmış olması ikinci planda kalıyor, üstlerden birini memnun etmek birincil hale geliyor.

 

Kaçınılmaz sonuç; vasatlık, korkaklık, çekingenlik, kuralları sorgusuzca kabullenmek, rutinlik, aşırı gelenekselliktir. Açık konuşmalar, özgür ve enerjik tartışmalar, doğruyu istekli bir şekilde izlemek, yaratıcılık, eğlence ve güven ortamda azalmıştır. Kısaca söylemek gerekirse sonuç entelektüel çöldür.

 

Burada tarif ettiğimiz aşırı ve engelleyici hiyerarşiye neden olan aşırı otoriteye ve idareye bağlılıktır. Bu yüzden otoriteye bağlılık davranış ve kişilik özelliklerine göz atmak gerekir. Sosyal bilimlerde bu konu ile ilgili oldukça fazla çalışma bulunmaktadır. Bir kurumda bunu anlamak için otoriter ilişkilerin norm olup olmamasına insanların hem boyun eğen hem de baskın rolü oynadığı  (kötü durumda hem kurban hem de zorba olması) durumlara bakmak gerekir. Kendi astlarından birinin yaptığı işi kabul etmeyen bir yönetici, kendi üstüne yapacağı bir sunum öncesi korkudan titremektedir.  Otoriter kurumlarda, bugünün zorbaları ya da zorbaların yardımcıları yarının mağdurları olacaklarıdır! Sonuç olarak bu tür ilişkiler insanların bildiği ve baş etmeleri gereken tek ilişki haline geliyor. Eşit, karşılıklı saygının bulunduğu ilişikleri unutmuş hale geliyorlar.

 

Otoriter kişilik ile ilgili en önemli deney ikinci dünya savaşından sonra yapılmıştır. (Milgram et al in California) Sosyal bilimciler; insanların kendi ahlaki eğitimleri yanlış olduğunu söylese bile kesin kurallara uymaya devam ettiklerine yönelik deneylere aşinadırlar. Bu deney; öğrencilerin diğer akran öğrenicilere ceza için elektrik şoku vermeyi (öyle olduğuna inanıyorlardı-aslında elektrik yoktu) kabul etmelerini istiyordu. Sonuçlar şok edici ve hayret vericiydi. Çok az öğrenci elektrik şoku vermeyi reddetmişti.

 

Bu deneyden edilen bilgiler ahlaki gelişim ve otonomi ile ilgili bilgiler vermektedir. Genellikle bir kişinin ahlaki olgunluğa sahip olması ailesinden veya iş yerinde herhangi bir üstünden onaylanma beklemeden uygulaması belirler. Ayrıca araştırmalar ahlak kapsamında her şeyi onaylamanın oldukça tehlikeli olduğunu göstermiştir. Otoriter toplum sadece sıkıcı değil aynı zamanda tatsız, stresli, sağlığı tehdit edici, tehlikelidir.

 

Ahlaki otonomi ya da özerklik mobbing ve ya tacizi engellemek için önemlidir. Hepimiz biliyoruz ki zorba ve zalimler her zaman var olacaktır. Etkin zorbalık tuzakları içinde barındırır.

 

Sessizlik ve hareketsizlik tuzaklardır. Eğer sessiz kalır ve harekete geçmezseniz her şeyi kabullendiğinizi gösteren bir pozisyon almış oluyorsunuz. Komşularınızın gece yardım çığlıklarını umursamazsınız, sıra size geldiğinde hiç kimse sizin yardım çığlıklarınızı umursamayacaktır.

 

Eğer kurumunuzda mobbing ve tacizi engellemek istiyorsanız ahlaki otonomiyi oluşturma, kendi kararlarınıza güvenme, özgür düşünce ortamının oluşması yollarını araştırmalısınız, - diğer çalışanlara karşı olan toplu kötü davranışları reddetmelisiniz.

 

Meşru otorite saygı ve karşılıklılığa dayanır, uygulanan kurallar adildir ve zorlama içermez. Çalışanlar bu konuda neler yapabilir? Unutulmamalıdır ki mobbing ve taciz herkesin başına gelebilir. Yine unutulmamalıdır ki “ben bunun içinde olmayacağım” deme gücünüz var ve bu gücü kullandığınızda diğerlerinin sizi nasıl takip ettiğini göreceksiniz. İnsanların farkında olmadıkları ancak sahip oldukları bireysel güç şaşırtıcıdır.

 

Eğer tek bir kişi kalkıp şikayet ederse bu konuda cezalandırılacağı bir gerçektir ancak pek çok kişi çalışanlara karşı bu konuda şikayetçi olursa hiçbir tehlikesi yoktur. Objektiflik ve adalet konularında ısrarcı olun. Unutulmamalıdır ki iş yerinde her zaman hoşlandığınız ve hoşlanmadığınız insanlar olacaktır ancak onlarla birlikte çalışmak zorundasınız.

 

Psikolojide mobbbing ve taciz ile ilgili pek çok çalışma bulunmaktadır ancak bunlar genellikle bu davranışların mağdur üzerindeki etkilerini araştırmaktadır. Ancak kendimize şu açık gerçeği hatırlatmalıyız- mağdurun davranışları anlaşılabilir ve tahmin edilebilirdir. Yani ilginç bir yanı yoktur.

 

Patoloji zorbalara yöneliktir. Neden insanlar bu şekilde davranır ve diğerleri onları izler? Onların yanlış olduğu nokta nedir? Aşırı mutsuz olmaları mı? Hayal kırıklığına uğramış yalnız insanlar olmaları mı? Zayıf, karışık, kurallara aşırı bağlı olmaları mı? Bu açıklamalar tam olarak yeterli değil. Bu patolojinin oluşmasını sağlayan kurum organizasyonuna ve liderlik tutumlarına da bakmak gerekir.

 

Sonuç olarak, “kişileştirmeyin” hepinizin duyduğu bir öğüttür. Mobbing ve taciz sonucu işten çıkarıldığınızda aslında işinizi kaybetmiş olmuyorsunuz. Çünkü aslında o hiç sizin işiniz olmamıştır. Politika kişiseldir, kişisel olmak bir politikadır. Kurumlarda herkes bir miktar kişiselleşirse kötü davranışlar daha az olur. İnsan olduğunuzu unutmayın. Kişisel ve politik düşünün. Yüzlerce insan olmasa da onlarca insan sizinle aynı deneyimleri yaşıyor. Hepimiz işimize kendi kişiliklerimizi ve insanlığımızı getiriyoruz. Kişiliklerimizi arabamızda bırakmıyoruz. Eğer kurumlar bu kötü davranışı bugün anlamazlarsa gelecekte iş yerlerinde daha fazla insanın psikolojik destek alması gerekecek.