YETERSİZ BAŞARI- GEREKSİZ HASTALIKÖğrenme Stilleri Tedavi olabilir mi? Yazan: Barbara Prashnig Çeviren: Didem Arslanbaş Öğretmen ve velileri bir olay benzer şekilde şaşkınlığa düşürüyor: Neden bazı öğrenciler ilk okula başlar başlamaz başarısız oluyor; neden bazı öğrenciler orta okula devam ediyor ancak motivasyonları ciddi bir şekilde düşük oluyor ve neden pek çok lise öğrencisi eğitimde hayal kırıklığına uğruyor, sıkılıyor, pek çok dersten yüksek not almayı çok zor buluyor ve okulun ve öğrenmenin kendilerine uygun olmadığını düşünüp okulu bırakıyor. Okulda yaşanan bu başarısızlık genellikle okula devam etmeme, suç işleme, çetelere girmek, kendisine ve başkalarına yönelik antisosyal davranışlar göstermek, alkol ve uyuşturucu gibi okulda ve evde davranışsal problemlerle ilişkili oluyor. Bu problem öğrenciler arasında gittikçe daha yaygın bir şekilde görülürken riskli, okulu bırakmış ve özel eğitime ihtiyacı olan öğrencilerle ilgili neler yapabiliriz konusunu incelememiz gerekiyor. Tüm dünyadaki öğrenme stilleri ile ilgili araştırmalar ve vaka incelemeleri eğitimcilerin yetersiz başarı problemini önleyebileceklerini gösteriyor. Analitik ve Bütünsel StillerSol beynini ağırlıklı olarak kullanan analitik öğrenciler ile sağ beynini kullanan öğrencilerin öğrenme yolları birbirinden oldukça farklı. Analitikler adım adım öğrenir, öğrenmeleri sırasında detaylara önem verirler, daha sessiz, aydınlatmanın yoğun olduğu, oturma düzeninin kuralara uygun olduğu öğrenme ortamlarını tercih ederler ve görevlerini bitirene kadar onlara devam ederler. Bütünseller ise bütün olarak öğrenir ve analitikler ile karşılaştırıldıklarında daha geridirler. İlk önce ana fikri anlamaya çalışırlar daha sonra detaylara konsantre olurlar. Pek çok öğretmenin öğrenmeyi engellediğini düşündüğü yöntemlerle öğrenirler: müzik, karşılıklı konuşma, az aydınlatma, rahat çalışma ortamı, bir şeyler atıştırmak, sosyal ilişkiler ve hareket etmek. Ayrıca bütünseller devamlı değillerdir, anlayana kadar tek bir şeye odaklanmak onların yolu değildir- Dağınık düşüncelerle çalışırlar. Eğer bir şey ilgilerini çekerse detayları araştırırlar, kolay bir şekilde sıkılabilirler ve sık aralara ihtiyaçları vardır. Genellikle, çalışmalarının başına otururlar, kısa bir süre çalışırlar ve tekrar bir araya ihtiyaç duyarlar. Ek olarak bütünseller tek bir iş üzerinde çalışmak yerine aynı anda birden çok işi yapmayı tercih ederler ve kendi aşamalarını ve zaman planlarını seçmelerine izin verildiğinde yaptıkları işten zevk alırlar. Küçük yaştaki çocukların sağ beyinleri daha baskındır bu yüzden daha çok bütünsel, sağ beyine yönelik öğrenme tekniklerine ihtiyaç duyarlar; çünkü analitik öğrenme becerileri daha gelişmemiştir. Ayrıca pek çok insan için (araştırmacılara göre batı dünyasının nüfusunun üçte ikisi) bütünsel beyin işlemleri tüm yaşamları boyunca tercih ettikleri düşünme biçimi olarak kalıyor. Fakat eğer bir okul sistemi analitik öğrenme yöntemlerini kullanıyorsa gençleri tüm öğrenmelerini analitik yöntemler ile yapmaları için zorlamaktadır. (akademik konuların öğretilmesi konusunda bu pek çok okul tarafından tercih edilen öğretme stilidir) Bu tür bir sistemin sonucu öğrencilerin – özellikle beyin işleyişleri bütünsel olan öğrencilerin- başarısız olmasına neden olur. Öğretme ve öğrenmenin uyuşmamasına neden olan diğer faktör ise öğretmenlerin yaklaşımlarında oldukça fazla analitik olmaları; bu liselerde daha fazla ortaya çıkıyor. Bu öğretmenler kendi konularının bütünsel olarak anlatılabileceğini ve anlaşılabileceğini düşünemiyor. Bu tür öğretmenler kendi adım adım düşünme tarzları nedeniyle bir konuyu öğrenmede birden çok yol olabileceğini kabul edemiyor. Analitikler kendi yollarının en iyi ve tek yol olduğunu düşünüyorlar. Bu yanlış düşünce bütünsel öğrencilerin özellikle matematik, fen, ekonomi gibi analitik derslerde başarısız olmalarına, sıkılmalarına, hayal kırıklığına uğramalarına, performanslarının olumsuz etkilenmesine, davranış ve öğrenme sorunları yaşamalarına neden oluyor. Bütünsel ve analitik öğrenciler arasındaki temel farklılıkların yanında Amerika’daki araştırmalar okuldan ayrılan öğrenciler ile okula devam eden öğrencilerin öğrenme stilleri arasında belirgin farklılıklar olduğunu ortaya koyuyor. Dunn & Dunn’ın Öğrenme Stilleri Modeline göre sekiz tane öğrenme stili öğesinin okuldan ayrılan ve risk grubunda bulunan öğrenciler ile okula devam eden öğrenciler için farklı olduğunu gösteriyor. (“ Do Mismatches Between Instruction and Style Create ‘Dropoutism’?”, St. John’s University, N.Y. , 1989). Okuldan ayrılan öğrencilerin özellikle ihtiyaç duyduğu sekiz unsur: 1. Belirli aralıklarla hareket etmek 2. Öğrenme için çeşitli kaynaklar (düşük olan görsel ve işitsel bilgiyi işleme şekilleri yerine daha baskın olan dokunsal/kinestetik öğremeye yönelik uygulamalı etkinlikler ve çeşitlilik) 3. Zor olan konuların sabah yerine günün başka saatlerinde öğrenilmesi 4. Geleneksel yöntemler ile olan öğrenme yetersizliklerine rağmen yüksek motivasyonlarının olumlu geribildirim ile fark edilmesi 5. Otoriterlik yerine arkadaşça tavrı tercih eden öğretmenler 6. Yeni ve zor bir konunun daha kolay ve çekici öğrenilebilmesi için tüm duyulara uygun yöntemleri içeren kaynaklar 7. 10-12 dakikadan fazla iskemlede oturamadıkları için hareket ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için normal sınıf düzeni haricinde oturma düzenleri oluşturmak 8. Florasan lambalar yerine daha yumuşak aydınlatma Eğer okullar öğrencilerinin öğrenme stillerini değerlendirir, öğretmenlerini sınıf içindeki farklılıklarla ilgili eğitir, aileleri ise çocuklarının doğru öğrenme ihtiyaçları ile ilgili eğitirlerse daha az öğrenci hayal kırıklığına uğrar ve akademik alandaki başarısızlıkları azalır. Bu yetersiz başarı için tedavi şekli olabilir.
|
|