Yapılandırmacı Yaklaşım

 

Yazan: Terry L. Simpson

Çeviren: Didem Arslanbaş

 

 

1990’lardan beri yapılandırmacı yaklaşım fen bilimleri eğitimine büyük etkiler yapmıştır (Geelan 1997; Matthews 1993; Prawat 1992; Solomon 1994). Hodson ve Hodson (1998,33) yapılandırmacı yaklaşımı “fen bilimleri eğitiminin yeni ortodoksluğu” olarak tanımlamıştır. Benzer bir şekilde Phillips (1995,5) yapısalcılığı “insan bilgisinin laik dini ya da en azından efsanesi” olarak tanımlamıştır. Bu teori farklı disiplinlerde de uygulanmaya başlamıştır (Cummings and Harlow 2000; Levstik ve Barton 1997). Yapılandırmacı teori eğitim sisteminin tüm kademelerinde reform yapılması için ilham kaynağı olmuştur.

 

Yapısalcılık da varoluşçuluk teorisi gibi yoruma açıktır (Prawat 1992). Yapılandırmacı yaklaşım teorisyenleri salt bilim gerçeklerini redderler. Bu yüzden, dünyayı oluşturmanın farklı yollarını fark etmişlerdir. Bilim literatürü (Airasian ve Walsh 1998; Geelan 1997; Hodson ve Hodson, 1998) yapılandırmacı yaklaşımın iki ana grubunu tanımlamışlardır: bilişsel-gelişimsel veya Piaget yapılandırmacı yaklaşımı ve sosyokültürel veya sosyal yapılandırmacı yaklaşım. Geelan (1997) ise altı farklı tip yapılandırmacı yaklaşım tanımlamıştır. Bu yüzden yapılandırmacı yaklaşım ile ilgili tek bir doğru yol yoktur, bir kişinin yaklaşımı diğerinden farklı olabilir. Teorinin temeli bilimsel verilerin belirsizliğine dayandığı için hiçbir grup kendisinin en doğru olduğunu kanıtlayamamaktadır (Geelan 1997; von Glasersfeld 1989).

 

Yapısalcılık bir bilgi felsefesidir ve bilginin doğasının açıklanması ile ilgilenir (Airasian ve Walsh 1994). Öğrenenlerin bilme-öğrenme aşamısına nasıl geldiği ile ilgilenen bir teoridir. Phillips (1995, 7) konunun temeline şu kritik soru ile dikkat çekmektedir: “Bilgi üretilir mi, keşfedilir mi?” Eğer bilgi keşfediliyorsa o zaman bilgi objektif, net ve bilenden bağımsızdır (Airasian ve Walsh 1998; Prawat 1992; von Glasersfeld 1989). Bu durumda bilgi dışarıdan empoze edilir ve doğa eğitmen ya da modeldir (Phillips 1995). Fakat; eğer bilgi üretiliyorsa o zaman insanların inançları ve deneyimlerinden ortaya çıkmaktadır (Airasian ve Walsh 1998; Phillips 1995). Bu durumda doğanın kanunları insan aktivitelerinin sonuçlarından oluşmuştur. Yapılandırmacı yaklaşıma göre doğanın kanunları bulunmamaktadır, tüm bilgi sübjektif ve kişiseldir; bilişsel sürecin bir ürünüdür.

 

Bilşsel-Gelişimsel Yapısalcılık

 

Öğretim kitaplarında yapısalcı yaklaşım kısaca “Öğrenciler kendi bilgilerini oluştururlar” (Airasian ve Walsh 1998) olarak tanımlanır. Bu tam olarak ne anlama gelmektedir? Phillips (1995, 6); “insanın bilgisi; ister farklı disiplinlerden oluşan genel bilgiler ya da öğrenenlerin bilişsel yapıları olsun oluşturulmuştur” demiştir. Diğer bir ifadeyle; kişiler bilgiyi varolan bilgi veya inançları ile olan iletişiminden ya da karşılaştıkları yeni düşünce ya da olaylar aracılığıyla üretirler. Bu yüzden tüm bilgi subjektiftir ve doğruluğu kanıtlanamaz. O zaman bilgi nedir? Glasersfeld (1996, 4) bir kişinin bilgisini “kişinin deneyimleri ile kanıtlanabilecek kavramsal işlemler ya da faaliyetlerin yönlendirilmesi” olarak tanımlıyor. Diğer bir ifadeyle biliş; “adapte olabilir ve deneyimlerimizin organizasyonunu içerir” (Matthews 1993, 363). Bilgimiz dünya hakkında bir şeyler söylemez, bizim deneyimlerimizi ve onların nasıl organize olduğunu açıklar.

 

Yapısalcılık hem “bilmek” kavramını hem de “bir kişinin nasıl bilir hale geldiğini” tanımlar. Bir kişinin bilir hale gelme süreci öğrenme ve öğretme ile birebir ilişkilidir. Öğretmenler öğrencinin öğrenmesini geliştirmek için plan yapmak istediklerinde “bilginin öğrencinin zihni haricinde hiçbir yerde olmadığını” unutmamaları gerekir. Öğretmenler öğrencilerine modelleri araştırma, kendi modellerini oluşturma, kavramları tanımlama ve strateji geliştime olanağı sağlamalılar. Kısaca; “öğrenme yapıların oluşturulmasıyla gelişir” (Fosnot 1996b, 29-30).

 

Sosyal Yapısalcılık

 

Sosyal yapısalcılık bilişsel-gelişimsel yapısalcılıktan farklı olarak bilginin oluşumunu etkileyen unsurları tanımlar. Hodson ve Hodson (1998, 37) “kişinin gelişimi hem kültürel hem biyolojik faktörler tarafından şekillenir” şeklinde belirtmiştir. Diğer bir ifadeyle, bilgi sadece öğrenen tarafından oluşturulmaz, sosyal etkileşim ile birlikte oluşturulur.

 

Bilimsel bilgi doğada semboliktir ve bilimsel grup ile sosyalleşmiştir. Bilimsel kavramlar ve yapılar “doğanın kuralları ve olağanüstülüğü değil, bilim adamlarının doğayı yorumlamasıyla ortaya çıkan yapılardır”(Osborne 1996,62). Sosyal yapısalcılar bilim-fen eğitimini yabancı dil eğitimi ile karşılaştırırlar; ve doğru dili konuşmak olarak tanımlarlar. Okuldaki öğrenme çıkarımları nettir. Sosyal etkileşim öğrenciyi öğrenciye dahil eder ve öğrenciye öğretmeni dahil eder.

 

Çocukların Bilimsel Teorilerle İlgili Yanlış İnançları

 

Pek çok yapısalcı çocukların kendi dünyaları ile ilgili görüşlerini yanlış inanç olarak etiketlenmemesi gerektiğini savunurlar (Solomon 1994). Çocukların düşünceleri bilimsel verilerle karşılaştırıldığında sadece farklı olarak nitelendirilmelidir. Öğretmenler eğer “tüm öğrencilerin aynı anlayışa sahip olduğunu farz ederler veya kendi görüşlerinin öğrenciler tarafından paylaşıldığını düşünürlerse” hata yapmış olurlar (Phillips 1995, 11). Bunun yerine öğretmenlerin düşünceleri “öğrencilerin bilginin üretildiği, kendi görüş ve inançlarını iletebileceği grup çalışmalarını desteklemeleri için araç olarak görmeleri gerekir” (Osborne 1996, 63).

 

Fakat bu düşünce bazen yanlış sonuçlara ulaşılmasına neden olabilir. Dünya ile ilgili kendi anlayışını oluşturan öğrencinin bilimsel veri ve anlayış da ürettiği düşünülebilir (Hodson ve Hodson 1998). Kişisel anlayışı takip etmek bilimsel anlayışı reddetme ve değersizleştirme yolunu açabilir. Yapısalcılar kişisel anlayışı takip etmenin öğrencilerin çevrelerindeki dünyayı algılamalarını sağladığını ancak bilimsel gelişmelerin ve önerilerin herkes için ortak olduğunu savunurlar ( örneğin; Copernik’in dünyanın yörüngesi-dönüşü kuramı, Einstein’ın kütle-enerji kuramı). Çocukların bilimsel kavramlar ve süreçler hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Teorik veriler gerçek dünyada yaşadığımız deneyimlerle elde edilemez. Bu yüzden, kişilerin öğrenenlerin düşünceleri ile bilimsel verileri eş tutmaması gerekir (Solomon 1994).

 

Öğrenme ve Öğretme

 

Yapısalcı yaklaşımın davranışçı yaklaşıma göre öğretme ve öğrenmede uygulanması çok daha uygundur. Öğrencinin kendi öğrenme sürecine katılması ve öğrencinin kavramsal düşüncelerinin öneminin fark edilmesi teorinin yapı taşını oluşturur. Sonuç olarak, yapısalcı sınıfta öğrenme aktiftir ve öğrenci odaklı bir süreçtir (Chrenka 2001). Öğrenenler bilgiyi seçerler ve dönüştürürler, hipotezlerini oluştururlar ve kararlarını verirler. Glasersfeld (1998,7)’e göre öğretmenin rolü “öğrencilerin yapılandırma çabalarını desteklemek ve yönlendirmektir, hazır sonuç ve bilgileri sunmak değildir”. Millar (1989, 589)’a göre ise öğretmen öğrencilerin “kendi düşüncelerini üretmesini ve kendi kavram şemalarını oluşturmasını” sağlayan fırsatlar sunmalıdır. Hodson ve Hodson’a göre öğrenmede amaç (1998, 37)  “öğrencinin bağımsız ve öğretmene ihtiyaç duymadığı zamana kadar uzmandan öğrenciye bilgi transferdir”.Bu yüzden yapısalcılık öğretmene farklı öğretme teknikleri kullanma ve farklı bilgi aktarma seçenekleri kullanmasını sağlamaktadır (Geelan 1997). Öğretmen olmadan öğrencilerin bilimsel bilgileri kazanması nasıl sağlanabilir? Bilimsel veri ve kavramların algılanması için direk öğretim gerekmektedir. Öğretmenlerin bunun için iyi yapılandırılmış metodoloji kullanmaları gerekir. Yalnız her öğretim tekniğinin öğrencinin bilgi üretmesine dayanan yapılandırmacı yaklaşımla uyumlu olduğu tuzağına düşmemek gerekir. Öğrenciler farklı öğrenme stil ve tercihlerine sahiptirler ve farklı öğretme stillerine ihtiyaç vardır. Hiçbir strateji tüm öğrencilerin başarılı olmasını sağlamaz. Eğer yapılandırmacı yaklaşım bu şekilde algılanırsa öğrenme ve öğretimin sonuçları olumsuz olacaktır.

 

Bir öğrenme felsefesi ile onun uygulanması için iyi bir şekilde geliştirilmiş öğretim modeli arasında farklar olduğu unutulmamalıdır (Airasian ve Walsh 1998). Yapılandırmacı yaklaşımın öğretim metodu yoktur. Öğrenenler kendi bilgi ve yorumlarını öğretim tekniği ne olursa olsun oluşturmalılardır. Tabiki bazı öğretim teknikleri; işbirlikçi çalışma, performans değerlendirme, sonuç odaklı etkinlikler, yaparak-yaşayarak modellenen etkinlikler gibi; yapılandırmacı yaklaşım için uygundur. Ama hiçbir tekniğin herkes için uygun olmadığı unutulmamalıdır.

 

Öğretmenler sadece moderator ya da destekleyen değildir, öğrettiği konu ile ilgili soruları cevaplandıracak ve öneriler sunabilecek kadar yeterli olmalıdır (Matthews 1993). Öğrencilere teorik modeller sunulmalıdır ve öğretmen rehberliğinde kendi deneyimleri ile aktarılan bilgileri yeni bir düşünce sistemi haline getirmelidir.

 

Pek çok bilgi felsefesi vardır, çatışan teoriler birbirlerine zarar vermez ya da değerini azaltmaz. Farklı bilgi felsefelerini kullanmak eğitim teorilerinin ve uygulamalarını daha fazla gelişmesini ve etkinleşmesini sağlar.