Ayakkabının Kariyeri
Temel bir ihtiyaç olarak başladı ayakkabının zaman tünelindeki yolculuğu. Yıllar geçtikçe tutkuya dönüştü bu ihtiyaç. Hızla değişti ayakkabı. Topuklar uzadı, burun sivrileşti, tahta oldu deri oldu sayılamayacak kadar çok modelde üretildi... Fakat Bir şey değişmedi: Hayatımızın vazgeçilmeziydi bir çift ayakkabı.

Ayakkabının tarihi neredeyse insanlık tarihi kadar eski diyebiliriz. Yaşamak için uzun ve çetin yolları yürümek, karlı, buzlu ve taşlı yollarda hızla ilerlemek zorundaydı insan. İşte bu zorunluluk temel bir ihtiyaç kılıyordu ayakkabıyı. Zaman içerisindeki uzun yolculuğunda, sadece bir ihtiyaç olmanın ötesine geçti ayakkabı; zevk göstergesi oldu, satatü imgesi oldu, topuklar üzerinde yükseldi ikim zaman, kimi zaman ahşap sertliğinde, kimi zaman ise cam kadar kırılgan oldu. Her ne sebeple olursa olsun, insanın vazgeçilmeziydi bir çift ayakkabı.

Ayakkabının en eski atası:
Sandalet


Ayakkabının bilinen en eski atasına Amerika kıtasında rastlanıyor.Yaklaşık 10 bin yıl önce Amerika yerlileri, düzleştirilmiş ot veya kaba deriyi ayaklarına ilkel iplerle bağlıyorlardı.
Yani ayakkabının atası günümüzde hala kullanmaya devam ettiğimiz sandaletlerdi diyebiliriz.Sandalet modası rüzgarları aynı dönemde Mısır'da da esiyordu. Onların sandalet üretimin de malzeme tercihi ise papirüs yapraklarından yanaydı.


Sandaletten uzun topuk, sivri buruna...


Ayakkabı,zamanla sadece temel bir ihtiyaç olmaktan öteye geçti. Sadece ayakları koruması yeterli değildi, aynı zamanda estetik de olmalıydı. Hatta dönem dönem ayakkabının estetik yönü ve temsil ettiği statü, işlevselliğinin de önüne geçti. 16. Yüzyılda Venediklilerin Chopines adını verdiği yüksek platformlu ayakkabılar, yorucuydu ve kullanışlı değildi fakat statü ve zenginlik simgesi olduğundan rağbet görüyordu.
Bir araştırmaya göre topuklu ayakkabının yaratıcısı Leonardo da Vinci'dir. Floransa'nın ünlü ailelerinden olan Medicis'lerin kızı Cetherine de Medicis bir dük ile evlenecektir.Cetherine, ufak tefek bir kızdır fakat tören olduça görkemli olacaktır. Aile bir çözüm bulmak için birçok kişiye başvurur. Cetherine törenin görkemi altında kalmamalıdır. Rivayete göre çareyi Leonardo da Vinci bulur. Bu topuklu bir ayakkabıdır. Ve Cetherine'nin görünüşünden etkilenen kadınlar hemen taklit etmeye başlar. Daha sonra aynı geçmişte yaşandığı gibi topuklu ayakkabı bir statü göstergesi olur.

Zira işçi sınıfı kullanışsız ve pahalı olarak niteledikleri ayakkabıyı alacak güçte değildir. Yüksek platformlu ve sivri burunlu ayakkabılar, kullanılmaya başladığından beri en gözde modeller arasında yerini korudu. Elbette artık daha rahat ve kullanışlı oldukları şüphesiz.

Ortaçağda önemli kilometre taşları

    Ayakkabının tarihsel gelişim sürecinde en önemli kilometre taşılarına Ortaçağda rastlanıyor.
Ortaçağda, ayağı sarması için yumuşak deri ya da kumaştan yapılan ayakkabıların burunları sivriydi. Yolculuk sırasında ise potinler ya da bardırlara kadar çıkan çizmeler giyilirdi. 14. Yüzyıl sonlarına doğru öylesine uzun burunlu ayakkabılar üretildi ki, bunlarla yürüyebilmek için ayakkabının burnunu bir zincirle diz kemerine bağlamak gerekiyordu.daha sonraki tarihlerde ayakkabılara yüksek mantar topuklar eklendi. Ayakkabıyı korumak amacıyla giyilen mantar topuklu şosonlar 1575'de moda oldu. Ama kötü havalarda ya da çok yağışlı bölgelerde tahta tabanlı ayakkabılar da giyiliyordu. Bu tür tahta ayakkabıları, Hollandalı çiftçiler günümüzde  giyerler.17.yüzyılın başlarında ayakkabıların yerini alan yüksek topuklu uzun çizmeler, evde bile giyiliyordu.


Statü ve güç simgesi

Ayakkabı, tarihi boyunca statü ve gücün simgesi oldu. Mısırlılar,Japonlar,Romalılar,Osmanlılar,Çinliler ve tarihin hatırı sayılır tüm medeniyetleri için ayakkabı, sosyal bir statü ve varlık göstergesiydi. Ayakkabıya atfedilen değer böylesine önemli olunca, ayakkabı imal eden ustaların da toplum içindeki statüsü oldukça seçkindi. Tarih boyunca medeniyetlerin ayakkabıyı atfettikleri değer, kültürel özellikleri ve yaşam tarzlarına göre farklılık gösterdi.Örneğin Yunanlılar daha çok tasarım ve güzelliğe önem vermiş sandalet yapımında. Romalılar ise asker tipi sandaletleri icat ederek ordularının uzun mesafeleri rahatlıkla aşabilmlerini sağlamış.İmparatorluklarının geleceği ve yaygınlığı bununla ne kadar ilgilidir bilinmez ama, imparatorlarının ayaklarını altın sandaletlerin koruduğu bilinir. Japonlar'ın sandalet tanışıklığı da çok eskilere dayanır. Japon sandaletlerindeki herbir şeklin ayrı bir mevkii  veya mesleğe işaret etmesi, ayakkabıya verdikleri önemin bir göstergesi.


Türk kültüründe ayakkabı

Türk kültürnde renkler statü simgesi olarak önemli bir ayraç olarak kullanılagelmiş.buna bağlı olarak ayakkabının rengi de yaşa, göreve, sosyal düzeye göre değişiyordu. Osmanlı yeniçeri ocağında yayalar sarı çizme, bölükbaşları kırmızı çizme, küçük zabitler ise siyah çizme giyerlerdi.Topkapı Sarayı'nın kütüphanesindeki  II. Bayazıd döneminde padişah buyruğu ile düzenlenen Revan 1935 ve 1936 sayılı, hicri 907 / miladi 1501  tarihli nahr defterinde ayakkabı ve çizmelerde kullanılan renkler kırmızı, gülnari, ergüvani, limoni diye sıralanmaktadır. Dilimizdeki “Sarı çizmeli Mehmet Ağa” deyimi de çizmede sarı rengin bey ve ağa sınıfına yakıştırıldığını göstermektedir. Türk kültüründe renklerin sembolik anlamları özellikle kadın ayakkabılarında geçerlidir. Anadolu kadınları, bekarsa sarı, evliyse kırmızı, dulsa yeşil çarık ya da ayakkabı giyerlerdi. Bin yıl önce Asya'dan Anadolu'ya gelen Türk boylarının belirli bir ayakkabı kültürüde getirdiği kuşkusuzdur. Bunu Divan-ı Lügati't-Türk, Kutadgu Bilig ve Dede Korkut Kitabı'nda “Edik” olarak, genelde ayakkabı anlamı veren sözcükten çıkarmaktayız. Bu terim bugünkü Anadolu sözlü geleneğinde de yaygın olarak kullanılmaktadır.

-Eski Yunanistan'da sandal, aba ayakkabı, mantar tabanlı kothornos, deri kayışlı krepis,gelin ayakkabısı nymphitikon ve benzerleri kullanılmıştır.
Yunan kadınları, sokakta çıplak ayakla, ya da sandaletle gezerler ev içlerinde yumuşak kapalı ayakkabılar giyerlerdi.En popüler renkler ise beyaz ve kırmızıydı.

-İ.Ö. 5.yüzyıla kadar Etrüskler, üçları yukarıya kıvrık yüksek ökçeli, bağcıklı ayakkabılar giydiler.

-Ayakkabı loncaları kuran Romalılar, sağ ve sol  ayağa göre kalıplanmış ayakkabılar geliştirerek, ayakkabıcılık tarihinde önemli bir adım attılar.

-Ortaçağ boyunca tabaklanmış deriden yapılmış makosenler popüler oldu.Bu ayakkabılara toka ve bagcık eklenerek günümüz ayakkabılarında kullanılan bazı formüller üretildi.

-14. ve 15. yüzyılda ayakkabıların burunları uzamaya başladı.Bu moda 15. yüzyılın sonlarına kadar sürdü ve daha sonra yerini yuvarlak burunları bıraktı.

-17. yüzyılda Avrupa'da çizme modası yaygındı.

-19.yüzyılın ilk yarısında,aristokrat kadınlar kağıt inceliğinde brokerli terlikler giyerlerdi. Bu ayakkabıların tabanları öyle kırılgandı ki, dışarıda birkaç adım atmak mümkün değildi. Hizmetçiler ise sağlam botlar kullanırdı. Roma prenseslerin altın tabanlı sandaletleri ve XIV.Louis sarayındaki kadınların kırmızı topuklu zarif ayakkabıları gücü ve sınıfı çağrıştırarak sembolleşmiştirlerdir.